canan

  • 26/7/2007 - İŞİN BİTİNCE BENİ SEVERMİSİN ANNE
  •  
    Kapıdan içeri girer girmez neşeyle bağırdı:
    "Anne biliyor musun bugün yuvada ne oldu?"
    "Görmüyor musun? Telefonla konuşuyorum."
    Hiç kimsenin sevdiği şey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, babası arabayı seviyordu. Herşey erteleniyordu telefon ve araba söz konusu olduğunda.

    Bir de eve misafir gelecek oldu mu kendisine hiç yer kalmıyordu. Nerelere gitsindi?
    Annesi kapattı telefonu. Mutfaktan tencere kaşık sesleri geliyordu. Koşarak yanına gitti.
    "Sana yardım edeyim mi?" dedi en sevimli halini takınarak.
    Annesi manalı manalı baktı.
    "Hayırdır. Bir yaramazlık filan. Bak bir de seninle uğraşmayayım. Çok yorgunum zaten."
    Yorgunluk nasıl bir şeydi. Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında anneannesi oyuncağı yavaşça elinden alır
    "Nasıl yorulmuş yavrucak. Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni" diyerek alnına bir öpücük konduruverirdi.
    Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer, ne diye annesi kendisiyle böyle kızgın kızgın konuşuyordu.
    "Anneciğim yorulduğun zaman gül kokulu uykulara dalarsın. Anneannem öyle söylüyor."
    "Uykuya dalayım da gül kokuları kusur kalsın. Yorgunluktan ölüyorum."
    Bu kelimeden nefret ediyordu. Yorgunum. Yorgun olduğumdan. Böyle yorgun yorgunken...
    "Anneciğim sen yorulma diye..."
    "Yemekte konuşuruz çocuğum. Bankada işler yetişmedi. Baban gelene kadar bunları bitirmem lazım. Hadi sen oyna biraz."
    "Hani siz yoruluyorsunuz ya..."
    "Eeee...."
    "Ben de oynamaktan yoruluyorum."
    "Ne yapayım?"
    "Bilmem..."
    Yapılmaması gerekenleri biliyordu da büyükler, yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı.
    Işıklar söndü birden.
    Annesi öfkeyle söylenmeye başladı.
    "Mum da yok" diye diye karıştırdı dolapları el yordamı.
    Çocuk sırtüstü yatıp, anneannesinin köyünü düşündü. Gaz lambasının ışığında deli tavşan masalını anlatışını. Deli tavşanın duvardaki aksini getirdi gözlerinin önüne. Anneannesi gibi iki elini birleştirip işaret parmaklarını yukarı kaldırarak tavşan kafası yaptı.

    "bak deli tavşan" diyerek parmaklarını oynattı.
    Yoldan geçen arabaların farları duvardaki tavşana yol açtı. Tavşan alabildiğine hür dolaştı sağda solda. Otlarla kuşlarla konuştu. Sonra yorgun düştü. Duvardaki görüntü o minik avuçların açılmasıyla kayboldu. Kolu yavaşça kanepeden aşağı sarktı.

    Neden sonra ışıklar geldi. Kadın çocuğun hiç konuşmadığını akıl etti birden.
    Kanepeye koştu. Küçücük dizlerini karnına doğru çekerek uykuya dalmıştı.
    Masanın üstündeki dosyalara baktı iğrenerek. Dindirilmez bir pişmanlık doldurdu içini.
    Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu.
    Çocuk sanki bu öpücüğü bekliyormuşçasına
    "Işin bitince beni sever misin anne?" dedi.
    Kadın, sevilmek için randevu alan çocuğuna bakarak sabaha kadar ağladı.

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 26/7/2007 - KIRILGAN
  •  

    Kırılgan bir çocuğum ben,
    Yüreğim cam kırığı
    Bütün duygulardan önce,
    Öğrendim ayrılığı
    Saldırgan diyorlar bana,
    Oysa kırılganım ben
    Gözyaşlarım mücevher,
    Saklıyorum herkesten
    Ürküyorlar gözümdeki ateşten
    Ürküyorlar dilimdeki zehirden
    Ürküyorlar o durdurak bilmeyen gözükara cesaretimden
    Diyorlar; bir yanı sarp uçurum,
    Bir yanı çılgın dağ doruğu
    Oysa böyle yapmasam ben
    Nasıl korurum içimdeki çocuğu?
    Bir yanım çılgın nar ağacı
    Bir yanım buz sarayı...
     
                                        MURATHAN MUNGAN
    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 26/7/2007 -
  • Işık yayın !!!!
    Her birimiz düşüncelerimizi ve tutumlarımızı yayıyoruz etrafımıza.
    Derinliklerimizden varlığımızın özünü yayıyoruz.
    Aslımız ve ebedi olan varlığımız huzur ve sevgi dolu,
    fakat bu enerjiyi bağımlılıklarımızla bozuyor ve önüne engeller koyuyoruz.
    Bağımlılıklar sevgiyi korkuya, huzuru öfkeye dönüştürüyor
    ve daha sonra çevremizdekilere karşı olan tutumuzu ve eylemlerimizi bozuyor.
    İşte bu nedenle, bağımsız olma, SEVGI DOLU ve HAFIF olmanın sırrıdır.
    Insanların sizden bunu hissedebilmeleri icin,
    bugün neden ayrı durmaya, kendinizi nelerden bağımsızlaştırmaya ihtiyacınız var?
    Bunu yapmazsanız; bağımlı kalırsınız, çevrenizdekileri
    ve hayatın kendisini bir tehdit olarak görmeye başlarsınız
    ve sizin bu gerginliğiniz onları sizden uzak tutar.
    Fakat bunlar sizi tehdit edemez.
    Sadece sizin bir fikre, bir şeye veya bir kanaate olan bağımlılılığınız tehdit edilebilir.
    Öyleyse hadi!!!!
    Bugün neyi bırakmaya, hangi ağırlıktan kurtulmaya ihtiyacınız var?
    Neyi bırakırsanız, ışık artık görünebilecek?
    ------------------------------------------------------------------------------------------
    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 26/7/2007 -
  • " insanların çoğu,
      kaybetmekten korktuğu için
      sevmekten korkuyor.
     
      sevilmekten korkuyor
      kendisini sevilmeye layık  görmediği için..
     
      düşünmekten korkuyor,
      sorumluluk getireceği için.
     
      konuşmaktan korkuyor,
      eleştirilmekten korktuğu için.
     
      duygularını ifaede etmekten korkuyor,
      reddedilmekten korktuğu için.               
     
      yaşlanmaktan korkuyor,
      gençliğinin kıymetini bilmediği için.
     
      ve , ölmekten korkuyor,
      aslında, yaşamayı bilmediği için."
                                                   Shakespeare.
    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 26/7/2007 -
  • Taşlar da nefes alır 
    Taşların nefes aldığı, hareket ettiği ve insanların sağlıkları ile geleceklerinde etkileri vardır."
    Bu sözler, dünyanın değişik bölümlerinde farklı kayalar üzerinde ayrıntılı çalışmalar yapan
    Fransız bir jeoloğa ait. Fransız uzman çalışmaları neticesinde böylesine müthiş bir sonuca ulaşmış.
    Uzman, çok yavaş olsa da, taşların bir çeşit aktivitede bulunduklarını düşünüyor.
    Jeoloğa göre, kayaların yapısı değişime uygun, onlar da yaşlanıyor.
    Elbette taşlar insanlar gibi nefes almıyor.
    Taşın tek bir nefesi alış süresi üç gün ile iki hafta arasında değişiyor.
    Tek bir "kalp atışları" üç gün sürüyor.
    Bilimadamı taşların hareket ettiğini fotoğraflara bakarak anlaşılabildiğini söylüyor.
    Biyoenerji uzmanlarıysa tüm bu verilerin hiç şaşırtıcı olmadığı görüşünde.
    Çünkü insanların bu canlı organizmadan kesinlikle etkilendiğini
    ve her taşın kendine has bir can ve ruh taşıdığını düşünüyorlar.
    Örneğin:
    Pembe kuartz: Sağlık temsilcisi. Şeytani ruhları kovar.
    Ametist: Toksinleri gözler, tehlike anlarında sakinlik verir, güveni teşvik eder.
    Kedi gözü: Gecenin kem gözünden korur, bolluğu çektiğine inanılır.
    Lazuli: Bu taş takana özel bir güç ve enerji verir. Kutsallıkla ilintilidir. Buda ve diğer kutsal kişilerin heykellerinin yapımında bu taş kullanılır. 
    Elmas: Saflığı ve berraklığı doğruluğun, aşkın ve bağlılığın sembolüdür.
    Kornelyan: Hastalık ve şeytanı uzaklaştırır.
    Malakit: Yaklaşan hastalık tehlikesini önler. Özellikle çocukları koruduğuna inanılır.
    Topaz: Öfkeyi sakinleştirir, sakin uyumayı sağlar. 
    Aytaşı: Romantizmi artırır, ilişkilerin mutlu sona ulaşmasını sağlar.
    Bazı kişiler insanların doğdukları aya göre taşları olduğuna inanıyor.
    Bu taşların o kişilerin ruhsal ve bedensel sağlıkları üzerinde önemli etkilerinin olduğunu düşünüyor.
    Aylara göre taş listesi de şöyleymiş:
    Ocak: Lal
    Şubat: Ametist
    Mart: Jasper
    Nisan: Safir
    Mayıs: Agate
    Haziran: Zümrüt
    Temmuz: Oniks
    Ağustos: Kornelyan
    Eylül: Olivine
    Ekim: Aquamarine
    Kasım: Elmas
    Aralık: Yakut
    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    canan yuksel

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS

    Kategoriler

    Arkadaşlarım

    Reklam

  • Sayfa: 1 - Toplam: 3
    | Sonraki Sayfa